dostlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dostlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Haziran 20

Bis

90'ların meşhur rock/metal grupları birbiri ardına şehre geldiği sıralarda, L.K.'yle dişimizden tırnağımızdan artırıp o zamanlar stadyumda yapılan bu konserlerin çoğuna gitmiştik. Kardeşle de geç 90'lar ve temelde 2000'lerde park orman, cemil topuzlu, kuruçeşme gibi yerlerde sayısız rock, alternative, grunge, caz konseri dinlemişizdir. Yıllardır hayran olunan bu insanları canlı canlı dinlemek elbette bir hiç bitmesiiin hissi uyandırırdı. Eh, kaçınılmaz olarak konser bitince de tek umudumuz bis olurdu. Deli gibi alkışlar, bağırır çağırır, yine sahneye gelsinler de 2-3 şarkı daha söylesinler diye umud ederdik. 3'ten çok şarkı söyleyenlere büyük saygı duyardık, hele de 2. bise gelenler bizim için acayip müstesna insanlar olurlardı...
Ayrılık defterinin kolay kolay dürülememesi, etraftaki arkadaşlar, aile, eş dost, hatta bazen ayrılanların kendisinin bir şans daha beklentisi içinde olması aklıma bu bis metaforunu getirdi. Ama bunun çözüm olmadığı o kadar açık ki: bis uzun olsun kısa olsun konser yine bitmiyor mu, her şey hep bitmiyor mu?
(blog'un akıbeti konusunda da manidar bir yazı olduğunu not düşelim...)

Çarşamba, Nisan 8

İlk Yardım!


Geçen birkaç aydır çok fazla evde oturmadığımı, oturamadığımı yazmıştım. Sabah erken çıkıp geç dönüyorum, her gün biriyle sözleşiyorum, haftasonlarını genellikle kadrosu sabit bir dizi arkadaşla geçiriyorum.
Daha önceki büyük ayrılık hikâyemi düşünüp şaşırıyordum bir zamandır. Çünkü o dönemden aklımda kalanlar arasında yataktan kalkamamak, asık suratlı yürüyüşler, olur olmaz ağlama krizleri var. Bu sefer böyle değilim, neden?
Haftasonu büyük ölçüde yalnız kalınca ve çok minör de olsa bir kriz hissedince anladım ki ben kendimi ciddi bir ilk yardım, belki de yoğun bakım timinin hünerli ellerine bırakmışım. Dostlar hep arıyor, soruyor, geliyor, toparlıyor. O kadar önemliler ki ve o kadar yardımcı oluyolar ki!
Kızıyorum kendime, herkesin başının etini yiyosun diye. O yüzden bu mecradan cümleten özürlerimi kabul etsinler, hayırlısıyla taburcu olursam bir kutu çikolata alıp hepsini ziyarete gidicem :)

Perşembe, Mart 26

Hep kaynayan kazanlar


2009 yılının hikmetinden mi, pek de öyle kendini hissettirmese de gelmek üzere olduğuna inandığımız bahardan mı, küresel ısınmadan mı, ekonomik krizden mi bilmem ama bir sürü arkadaşım sevgilisinden ya ayrılıyor ya da ayrılmakta. En uzun zamandır birlikte olanından yeni başlayanına, yaşlısından gencine nedense herkes bir ayrılık mevsiminde.
İnsan zaten kendini belli bir iklimde hissediyor, bir de karşısındakilerde de benzer bir durum söz konusuysa bu sefer tek muhabbet erkekler, kadınlar, ilişkiler, bağlanamama, kopamama, aşk, evlilik, ayrılık oluyor. Bir süre soyut düzeyde ilerleyen sohbet tabii dönüp dolaşıp esas case study olan kendimize geliyor.
Dün peşpeşe iki arkadaşımla buluştum ve arasıra kısa aralar vermekle birlikte hep biten ilişkilerimizden ve post break-up durumlardan konuştuk. Altındaki ateş hiç sönmeyen kazanlar gibi laf açıldıkça açıldı, çorba kaynadıkça kaynadı.
Bu duruma istinaden M. çok güzel bir şey söyledi, ilk başlarda doğru yolu gösterecek sakallı dede arar gibi önüne gelen herkesle konuşurken, sonra birden tüm bu sorgulamalar anlamsız geliyor; eski ilişkiye dair sözcüklerin tükeniyor; hiç konuşmak istemiyorsun; defteri dürüyorsun, oluyor bitiyor. Veee, özgürleşiyorsun!
Blog açtığım düşünülürse benim durumum henüz umutsuz galiba ama bir şekilde fredoooom çığlıkları atıcaz :)

Cumartesi, Mart 14

"Takım seçmek": Hangimizin arkadaşı?


Ayrılmanın zor taraflarından biri de uzuuun zamandır ortak arkadaşın olan insanların seninle ve sevgilinle ya ayrı ayrı görüşmek ya da iki kişi arasında bir tercih yapmak zorunda kalmaları. Bu işin arkadaşlar açısından zorluğu.
Ayrılan iki kişi içinse, çocukken mahalle arasında oyun oynarken (maç yaparken, yakar top oynarken, vb.) yaptığımız gibi takım seçme zorunluluğu. Bazı arkadaşlar için bu kolay: evet A. kesin benim arkadaşımdır, B. de onun. Üzücü de olsa karşılıklı olarak bu kişilerin arkadaşlığından vazgeçmeyi kabullenmek zorundayız. Peki ya C., onu ikimiz de aynı anda tanıdıysak ve hep beraber takıldıysak, biz ayrıldıktan sonra o kimin arkadaşı sayılır?
Çok karışık işler, galiba çocukken yaptığımız gibi birilerinin kolundan çekiştirip, hayır hayır onu ben seçtim kavgası yapmak gerekebilir...

Hayalleri Yıkılanlar

Bir ilişki genellikle iki kişiliktir. İşin içine arkadaşlar, aileler, eş dost girer elbette ama özünde ilişkiye dair en yoğun şeyleri bu iki kişinin hissettiği varsayılır.
İnsan şaşırtıcı bir şekilde ve belki de sadece ayrılırken fark ediyor ki bu dışarıdaki insanlar da ilişkiye bir anlamda yatırım yapmış ya da bel bağlamışlar. Ayrılık lafı açıldığı an suratlarında bir titreme beliriyor, bir inanamazlık, bir hayal kırıklığı. Şaka zannedenler, abarttığınızı düşünenler, muhakkak bir umut olduğuna inananlar... Dondurması külaha iyi oturtulmadığı için yere düşüveren çocukların masum ama içli isyanı gibi.
Bir sürü insanın şakayla karışık tepkisi, "ilişkilere dair hayallerimi yıktınız!" ya da "siz yürütemediyseniz bu dünyada kimse bunu yapamaz!" oluyor.
Belki de aslında mesele birilerinin seni durmadan olmadığın bir yerlere, bulutların üstüne, bir kartposaldaki mükemmel kalp şeklinin içine, evin en nadide köşesindeki çerçeveye, oturtması ve senin o ideal çift safsatasından delicesine bunalmış olman. Belki herkes kadar biz de bir müddet sürünmek, cıkcıklanmak, eleştirilmek istiyoruzdur...