yalnızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yalnızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Nisan 9

Yalnızlık Senaryoları: Kahvaltı


Sağlığına, balına, peynirine pek düşkün R. gibi insanlar istisna, herhalde sabah kalkıp işe gitmesi gereken kimse haftaiçi erkencikten kalkıp, çay demleyip, öööyle mükellef kahvaltılar etmiyordur. Hayatımız sadece Cumartesi Pazar kahvaltı ederek geçiyor işte. Bir sürü gazete, domates salatalık, peynirler, yumurta, belki greyfurt suyu, hatta bal-kaymak... (evet acıktınız biliyorum, ben de :)
Bu seremoni tabii iki kişi olunca pek zevklidir. Günaydın öpücüğü, ayrı gazeteleri okurken arada karşılıklı bir şeyler anlatma ("uf şu Sezyum öldürüyo"), birbirine çay doldurmalar, masadan kalkıp otururken ufak dokunuşlar...
Yalnız olunca sofra kurmak angarya, bir kişilik yumurta pişirmek anlamsız, kaymak zaten dayanmaz, bir demlik çay ziyan olur, zırt pırt çay doldurmak yorar, gazetelerin çoğuna dokunulmaz...
Hazır bahar da gelmişken brunch davetlerine açık olduğumu buradan eşe dosta duyururum, evde kahvaltının harbi artık tadı yok !

Çarşamba, Nisan 8

İlk Yardım!


Geçen birkaç aydır çok fazla evde oturmadığımı, oturamadığımı yazmıştım. Sabah erken çıkıp geç dönüyorum, her gün biriyle sözleşiyorum, haftasonlarını genellikle kadrosu sabit bir dizi arkadaşla geçiriyorum.
Daha önceki büyük ayrılık hikâyemi düşünüp şaşırıyordum bir zamandır. Çünkü o dönemden aklımda kalanlar arasında yataktan kalkamamak, asık suratlı yürüyüşler, olur olmaz ağlama krizleri var. Bu sefer böyle değilim, neden?
Haftasonu büyük ölçüde yalnız kalınca ve çok minör de olsa bir kriz hissedince anladım ki ben kendimi ciddi bir ilk yardım, belki de yoğun bakım timinin hünerli ellerine bırakmışım. Dostlar hep arıyor, soruyor, geliyor, toparlıyor. O kadar önemliler ki ve o kadar yardımcı oluyolar ki!
Kızıyorum kendime, herkesin başının etini yiyosun diye. O yüzden bu mecradan cümleten özürlerimi kabul etsinler, hayırlısıyla taburcu olursam bir kutu çikolata alıp hepsini ziyarete gidicem :)

Cuma, Nisan 3

Yalnızlık Senaryoları: Sinema


Hayatın birçok alanında iki kişi var olmaya alıştıktan sonra, buralarda tek başına olmak hem hoş hem de bazen gergin bir şey.
Neredeyse hep iki kişilik gruplardan oluşan bariz bir alan tabii ki sinema. Zaten ta ilk flörtlerimizden beri hep romantik kategorisinde yer alan bir aktivite...
Kendi adıma yalnız sinema izlemeyi çok severim, çok da izlerim. Özellikle de festival zamanı, izlediğim filmlerin üçte birinde yalnız olurum (aynı filmde bir tanıdığa rastlamak çok olasıdır o ayrı). Bu sene de yarın başlayacak festivale bir düzineden fazla bilet aldım. Bu sefer tabii hepsini "bir indirimli" diye istedim biletix gişesinden. Sonra elimde bir tomar biletle düşündüm: Ya sen bu kadar kısa süre içinde bir sürü filmde yalnız bunalmayacak mısın?
Mesela Emek'te 7 matinesi. Yalnız yalnız sinemaya yürüyüp, filmi izleyip çıkışta tıpış tıpış eve mi gideceksin? İki kişiyken alışkın olduğun film öncesinde ya da sonrasında bir şey yeme-içme-yapma durumunu özlemeyecek misin?
Bakalım, yarından sonra iki hafta boyunca anlamak için epey fırsatım olucak. Yaşasın festival ! :)

Cuma, Mart 27

Hep Yek


Gün benim günüm hiç bi engelim yok/ Bu kez önümde/ Az düşünmedim çok üzülmedim/ Yaş da yok gözümde

Ayrılık ya bu zor biraz/ Ama geçer günün birinde/ Sensiz olmaya razıyım/ Bırak bitsin bittiyse kalamam seninle/ Karar verdim gitmeye

Bundan böyle hep yek hep tek başıma/ Dere tepe dümdüz kendi yoluma

Yalnız kaldım sanma koca dünya yanımda/ Bundan böyle aşkım mevlamdır/ Kanmam yalana/ Dizginsiz aklım belalımdır almam yanıma

Gün gelir geçer ay biraz durur/ Yılların cebinde/ Az direnmedim çok gücenmedim/ Hırs da yok içimde

Hürriyet ya bu zor biraz ama güzel/ Yeri gelince/ Yardan olmaya razıyım/ Bırak bitsin bittiyse/ Durmam yerimde/ Karar verdim gitmeye


Perşembe, Mart 26

Belki Alışman Lazım


[2002'de çıkmıştı bu şarkı. Yalnızlığımızdan yeni çıktığımız bir anda çok anlamlıydı, şimdi belki daha fazla...]

Orada bir adam var/Adamın içi dapdar/Beyni başı patlar/Kendinden geçer

Onu bunu bilmez/Bildiğini görmez/Görmeden inanmaz/Kendinden geçer/ Yeter yeter

Yalnız mı kaldın/Bir tek sen mi varsın/Yalnız mı kaldın

Belki alışman lazım/Bu yalnızlığa/Belki katlanman lazım

Orada bir kadın var/Kadının içi dapdar/Beyni başı patlar/Kendinden geçer

Onu bunu bilmez/Bildiğini görmez/Görmeden inanmaz/Kendinden geçer

Yeter yeter

Pazartesi, Mart 16

Kramer Kramer'e Karşı


Küçükken bu filmi sinemada izlediğime eminim. Pek öyle çocuk yaştayken kavranabilecek bir konusu yok aslında. Ama sanırım canım dedem pek kestirememişti benim neyi anlayıp neyi anlayamayacağımı - zaten hep böyle komik, vurdulu kırdılı ya da arabesk türk filmlerine de götürürdü beni :)
Yetişkin yaşımda tekrar izlediğim Kramer Kramer'e Karşı ayrılığa dair en iyi filmlerden biri belki de. Hayatının çoğu işi olan hırslı bir reklamcı ve tüm zamanını evde çocuğuna bakmakla geçiren karısının çıkmaza giren ilişkileri, iletişimsizlik ve tükenmek üzerine çok anlamlı şeyler söylüyor. İşin velayet ve hukukla ilgili kısımlarını bir kenara bırakıyorum ama bütün o gitmek, kalmak, yalnızlık, yeni bir duruş edinmek zorunluluklarını süper süper süper anlatır bu film! Aşkın yitirilişi nasıl bir şeydir merak edenler için...

Pazar, Mart 15

Umutlular, umutsuzlar


Ayrılma lafını edince genellikle gelen tepkiler iki ayrı uçta oluyor. Mesela D. öğrendiğinde hiç mesele etmedi. Doğrudan, iyi abi ya, yalnızlık da iyi, flört camiasına geri dönmek de iyi, keyfine bak modunda laflar sarf etti. Ben de bir sürü uzun ilişkisini bitiren arkadaşa evet ya zaten 21 (ya da 18, ya da 23) yaşındayken birlikte olduğun insanla ömür boyu bir arada kalmayı düşünmen saçma demişimdir.
Bunun tam zıttı olarak çok çok üzülenler oluyor. Önceki gün M. öğrendiğinde içtenlikle üzüldü, gerçekten içi parçalandı. Kaybedilen şeyin güzelliği belli ki onu da yaralıyordu. Haklıydı da elbette.
Belki bu iki insan arasındaki fark, birinin hayata (ya da aşka) dair daha umutlu diğerinin daha umutsuz hissetmesidir. Ya da birinin aklı geçmişte kalmışken diğeri gelecek vaatlerine daha fazla inanıyordur. Zaten umut bu demek sanırım, önüne bakabilmek, ilerleyebilmek...