vertigo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vertigo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Haziran 13

İradeyi askıya almak?

Bir zamandır dilime dolanan bir edilgenlik lafıdır gidiyor. Hayat karmaşıklaştığı için mi bilmiyorum sanki kriz anlarında bir şekilde fail olmayı reddetmek, akışına bırakmak, olan bitene eyvallah demek daha kolay geliyor. Kontrolü kaybetmenin hafifliği belki...
Akıllı uslu, işinde gücünde, uçlarda pek dolaşmamış, hatta bazen düz biri olduğumu düşündüğüm için irade kaybı anlamına gelen böyle bir durum insanı afallatıyor. İronik ama acaba bu da bir çeşit özgürlük olabilir mi? Ooof sen geç direksiyona demenin özgürlüğü, karar merci olmamanın kolaylığı.
Acayip, zamanında N. hiçbir karar almam gerekmeseydi çok daha mutlu olurdum demişti de saatlerce onunla tartışmıştım sen diktatörlük peşinde misin diye. Şimdi birden hem her şey olur gibi geliyor hem de hiçbir şey olmaz gibi. Garip bir vazgeçiş sarkacı.
E, o zaman beraber dinleyelim: "Confusion in her eyes that says it all..."

Cuma, Nisan 10

Dikkat kırılabilir!


Birkaç haftadır fark ettim ki üzerimde ciddi bir sakarlık var. Yolda tökezliyorum, bardak çanak kırıyorum, sanki uzayda ne kadar yer kapladığımı unutmuşum gibi sağa sola olur olmaz tosluyorum, insanlardan, masalardan, duvarlardan darbe yiyorum.
Tenim eskisine göre daha hassas ya da daha inceymiş gibi vücudumun sağında solunda irili ufaklı morluklar, kesikler, yanıklar. Özellikle ellerim. Şuursuzca kullanılmaktan enikonu hırpalanmışlar, gören acıyor (ve hatta şüpheleniyor)...
Herhalde genel bir kontrolsüzlük ikliminin dışavurumlarından biri. Zaten bir çok açıdan kırgınlık hali atmosfere o kadar hâkim ki insan bedenine sahip çıkmayı ihmal ediyor, gereğinden fazla akışına bırakıyor.
Düşünüyorum da çok geç olmadan, ufak tefek hasarlarla da olsa her zamankinden biraz daha kırılabilir olduğumu fark ettiğim iyi oldu. Uyarı işaretini koyduktan sonra önlemini de alır insan!

Perşembe, Nisan 2

My Suicidal Dream...


İntihara meyilli olmak ya da olmamak muhakkak çok kişisel bir şeydir. Birilerinin içinde vardır, birilerinin yoktur. Zaten bu yüzden de herhangi bir intiharı anlamak, anlamlandırmak iç dinamikleri asla bilemediğimiz için neredeyse imkansızdır.
Ayrılık meselesi ve o dönemde konuştuğumuz hayata, işe güce dair başka bir sürü şey bizi hep bu intihar tartışmasına getiriyordu. İkimiz de birey olarak bunu kendimizde hissetmiyoruz ama söz konusu hayatımız, ilişkimiz olduğunda kendimizi çatıdan aşağı bırakmak noktasındayız. Neden geri çekilmiyoruz, neden arkamızı dönüp uçurumun kenarından uzaklaşmıyoruz? Bizi bu kadar pes ettiren ne var ki aslında?
O zaman R.'yle konuştuğumuzda, tamamen başka bir bağlamda insanın fiziksel olmasa da metaforik açıdan ne kadar intihar sınırında yaşamaya meyilli olduğundan söz etmişti. Hayatımızı kolay kolay kendi elimizle sona erdiremiyoruz belki ama bir sürü başka konuda kendimizi boşluğa bırakıveriyoruz...